Psikolojide yansıtma.(Kendini başkalarında görmek)

Kendisine yakıştıramadıklarını başkalarına yakıştırma. İnsanların iç çatışmalarında kullandıkları bir savunma aracıdır. Kimi insanlar kendilerinde varolduğu halde kabul etmek istemedikleri nitelikleri başkalarında görürler ve eleştirirler. Örneğin kendisi dedikoducu olan bir kimse başkalarını dedikoduculukla suçlar. Bu, düzgülü (normal) olabildiği gibi hastalıksal (patolojik) de olabilir. Birçok ruh hastalıklarında, psikotik sabuklamalarda (hezeyanlarda) çeşitli yansıtmalar saptanmıştır. Yansıtma genellikle dışa yöneliktir, ama içe yansıtma biçimi de vardır.

İçe yansıtma, bireyin bilinçdışı bir işlevle çevredekileri benimsemesi, benliğine sindirmesidir. Böylece anne, baba ve çevredeki diğer kişilerle ilgili imgeler, tasarımlar ruhsal yaşantının içine alınır. Kişiliğin temel öğeleri haline getirilir. İçe yansıtma sonucu kurulan duygusal bağlantı çok aşırı olursa kişi kendi gerçekleri, yetenek ve olanakları dışında ve üstünde, çevresindeki bütün sorunları benimser, onlara karşı aşırı duyarlık gösterir. Hepsini çözmek için çabalar. Bu nedenle sürekli kaygı ve gerilim içinde olur. Böylece birey başkalarının kaygı ve gerilimini benimseyerek kendi kaygı ve geriliminden kaçıp uzaklaşmaya çalışır.

Dışa yansıtma, insanın kendisinde görmek istemediği eksik, yersiz davranışları, beğenmediği duygu, düşünce, istek ve amaçları başkalarına ya da çevresine yüklemesidir. Burada iki tür davranış söz konusudur. Birinde kişi beceriksizliğinin, yetersizliğinin, başarısızlığının nedenlerini başkalarında arar. Okulda başarısız olan genç bu durumdan ana babasını, öğretmenini sorumlu görür. Ya evde kendisine çalışma olanağı verilmediğini ileri sürer ya da öğretmeninin kendisine taktığından söz eder.

İkinci yansıtma biçiminde kişi kendisinin olumsuz, çirkin, hatalı istek ve tutumlarını başkalarına yakıştırır. Kimi kez dışa yansıtma düzeni iki kişi arasında karşılıklı olarak işler. İki taraf da bütün çirkin ve kötü gördükleri yanlarını birbirlerine yansıtırlar. Bu durumda ilişki kurup sürdürme olanağı kalmaz. Bir sınır içinde kişiliği kaygıdan koruyan, kişilik gelişmesinde olumlu kalkıları olan bu düzenleme aşırı ve sürekli olursa kişinin kendisini doğru tanıyıp değerlendirmesini bozar. Ruhsal hastalıklarda dışa yansıtma, algı ve düşünce sapmalarına, halüsinasyonlara ve taşkınlıklara neden olur.
 
Yorumum:
Başkalarında gördüğümüz olumlu ya da olumsuz davranış , huy ve kimlikler karşımızdakilerin özelliği mi yoksa bizim  mi? Yansıtmaya göre bizde olmayan birşeyi başkasında göremeyiz. :)
 
2. yazı
 
Biliyor musunuz? Ey insanlar! Yok birbirimizden haberimiz…Öteki sandığımız biziz!

Bir sabah ansızın işe gitmek için evden çıkarken, uykuya dalmadan önce son bir su içerken birden beynime saplanan ve insan davranışlarına dair açıklayıcılığı ile beni her geçen gün daha da şaşkına çeviren bir konu; yansıtma savunma mekanizmasıdır.

İşte böyle anlarda, içimden tüm dünyaya haykırmak gelir:

Biliyor musunuz? Ey insanlar! Yok birbirimizden haberimiz…Öteki sandığımız biziz!

Kendimi, sen sanırım!

Sen kendini ben…

İşte bunun adı o mucizevi mekanizma; yansıtma mekanizmasıdır.

Psikoanalitik kuramıyla freud’un bize büyük hediyesi olan savunma mekanizmaları, artık uzmanların insan davranışlarını ve davranışlardaki normalden sapmaları analiz etmekte kullanılan bir bilgi olmaktan çıkmış, sokaktaki adamın günlük hayatına, diline yerleşmiştir.

Ancak yansıtma mekanizması yalnızca analitik kuramın konusu değildir. Gestalt terapi yaklaşımının da önemli temalarından biridir. Kişilerarası ilişkilerde bireyler neredeyse sadece kendi projeksiyonlarını yaşamaktadırlar.

Halkımızda bu konuyu epeyce evvel çözmüş ve dillendirmiştir.

“o senin iyiliğin”

“O senin iç güzelliğin”

Sözleri, “insan içindeki duygu ve düşünceler neyse onu karşı tarafa yansıtır.” Bilgisine dayanmaktadır. Elbette, yansıtma önyargılarımızla da işbirliği içinde çalışmaktadır.

Genellikle karşınızdaki kişinin görünümü ve konumuna, yaşına bakarak onunla ilgili inançlar geliştirir, sonrada o kişi sandığımız kişi olarak kabul ederiz.

Ya da aslında aşk ve sevgi beslemediğimiz sevgilimizin bizi sevmediği düşüncesine takılıp suçlamalara girebiliriz.

Aklımızdan geçen yasak düşünceleri çevremizdeki insanlar bir yerlerden duymuş da biliyorlarmış gibi gelir bazen…

Şöyle bir düşünün, dünyaya, diğer insanlarda olduğunu sandığınız şeyler aslında sizin onlara atfettiğiniz özellikler olabilir mi?

Öyle olduğunu sandığınız şeyler neler?

“Bu güzel kızın kesin sevgilisi vardır!”

“Bu konumda olduğuna göre çok başarılı bir hayatı olmalı”

“Hocalar ciddi adamlardır, onlar böyle şeyler yapmıyordur”

“Bu insanlar beni ciddiye almıyorlar”

Hepside birbirinden farklı konular. Ancak ortak özellikleri, kendi iç dünyamızdan beslenmeleridir. İnançlarımız, kaygılarımız, deneyimlerimiz, hayallerimiz, korkularımız ve arzularımız gibi…

Sizin de bu türden inançlarınız var mı?

Ya da ne kadar yansıtmalarınızı yaşıyorsunuz? Sorusunu kendinizi de tanıyacak şekilde yanıtlamak için aşağıda bir alıştırma örneği bulunmaktadır.

Alıştırma 1

Elinize bir kağıt kalem alın ve arkadaşlarınızın sizi rahatsız eden beş davranışını yazın.

Örneğin:

1. Beni sık aramıyorlar

2. Fikirlerimi ciddiye almıyorlar

3. zel günlerimi hatırlamıyorlar

……….

Şimdi bunları tersine çevirin:

1.Ben arkadaşlarımı sık aramıyorum

2. Arkadaşlarımın fikirlerini ciddiye almıyorum

3. Arkadaşlarımın özel günlerini atlayabiliyorum

……………

Sizce her maddenin doğruluk derecesi ne kadar? Çevreyle ilgili yorumlarımız gerçekte bizi anlatıyor olamaz mı?

Yansıtma mekanizması psikopatolojide paronaya ile anılan bir savunma mekanizmasıdır. Analitik yaklaşıma göre, bilinçaltında homoseksüel arzuları olan kişi bunu dış dünyaya yansıtır ve diğer kişilerin kendisinin homoseksüel olduğunu düşündüklerine inanmaya başlar. Burada konun özü şudur. Ego’muzun bütünlüğünü korumakla görevli askerler olan savunma mekanizmaları, işin içine girmiş, yansıtma mekanizması askerler, görevi üstlenmiştir: “Ben homoseksüel değilim, onlar öyle düşünüyor” inancına dönüştürerek ego üzerindeki baskıyı azaltmıştır. Elbette bu patolojik düzeyde bir işlev görmedir.

Ben de her gün bunun örneklerini kendi hayatımdagözlemliyorum. Her gün soruyorum kendime, çevremde olduğunu sandığım kişilerin ne kadarı gerçekten onlardı. Ne kadarını ben yarattım? Çevremdeki kişiler beni ne kadar tanıyor? Onlar da ben de kendilerini yaşamıyorlar mı aslında?

Dünyadan ne kadar haberdarsınız?

Hepimiz kendimizi mi yaşıyoruz?

En son kızdığınız kişiyi düşünün:

Davranışına mı, verdiğiniz anlamamı kızdınız?

Çevrenizde sizi tehdit eden davranışlar kaygılarınızla ilgili olabilir mi?

Korkularınız, sırlarınızla ilgili midir acaba?

Hazırlayan: Sakine GÜL /Klinik Psikolog/Ankara
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !